Üniversite yılları, Beyazıt Meydanı. Sol görüşlü öğrenciler, “Üniversitede polis istemiyoruz” diye oturma eylemi yapardı. O zamanlar durum şöyleydi. Üniversite açılmadan bir girip hangi anfide ders yapacağımı göreyim demiştim. Saat 5’i 5 geçtiği için içeriye bir sivil polis eşliğinde girebilmiştim. Çok şaşırmıştım, çok. Ders aralarında da bazı sivil polislerin gelip diyalog kurmaya çalıştığına tanık olmuştum. Düşünün bankta oturuyorsunuz, son derece arkadaşça bir üslupla gelip siyasi görüşünüzü soruşturuyorlar çaktırmadan. Bilgi kaynağı yaratmak için arayışlar… O dönem, 1987-1991 arasından söz ediyorum, elini salladığında polise çarpıyordun okulda. Okulda çok kovalamaca olmuştur o dönemde.
Beyazıt Meydanı’nda ise sivil polislerin yanı sıra çevik kuvvet de olurdu. Oturma eylemi herhalde var olan en barışçı protesto biçimi. Ama oturmak da ‘yasak’ olduğundan polis öğrencileri enselerinden sürükleye sürükleye kaldırmaya çalışırdı. İtiş kakış derken taşlar havada uçuşurdu, coplar devreye girerdi. Allah’tan o dönem biber gazı kullanımı çok yaygın değildi, belki İçişleri Bakanlığı bütçesi elvermiyordu yaygın kullanıma. Neyse öğrencilere girişenler arasında, özellikle de günlerden cuma ise, bazı ‘vatandaşlar’ bulunurdu. Bir çatışma sahası düşünün. Polislerin arasından takır takır taş atan ve yakaladığı gence girişen ‘örnek vatandaşlar’ var. Garip bir görüntü oluştururlardı. Ben bir kere bile bir polisin dönüp “Kardeşim sana ne?” dediğine tanık olmadım. Gazete arşivleri taranırsa ‘cuma’dan çıkan bazı ‘vatandaşların’ çok harika taarruz pozlarına rastlanabilir. Hafta başında Tophane’de bir ara sokakta yaşananlar da hiçbir şeyin değişmediğini gösterdi. Küreselleşme karşıtı göstericiler ara sokaklara kaçışmışlardı. Polisten kaçıyorlardı. Bazı sokaklarda dükkânları da taşladılar. Çevreye, oradaki esnafa zarar vermiş olanlar vardı aralarında ama, bu elinde sopayla insan avına çıkar gibi koşturup adam dövmeyi ne kadar haklı çıkarabilirdi? Üstelik orada koşturan ve dayak atanların arasında çevreden ‘vatandaşlar’ da vardı; dayak yiyenler arasında, ‘sadece kaçanlar’ olduğu gibi. Hikâyenin en etkileyici kısmı da polisin dayak atan ‘milislerin’ işini bıraktıkları yerden sürdürmeleriydi. Adam artık yerle bir olmuş kıvranıyor, kafasına birkaç sopa karnına bir sürü tekme yemiş, üzerine de hemen, hiç vakit kaybetmeden polis copu iniyor tepesine… Vatandaş ‘ön dövüş’ yapmış, işi polis bitiriyor. Ekibin amirinin etrafa “Sakin olun” demesi ve ‘öfkeli kalabalığı’ durdurması zaman alıyor.
Aklıma Yunanistan’daki olaylar geldi. Bir gencin polis tarafından vurulmasının ardından çıkan olaylarda kent sadece yıkılmadı, yakıldı da hatırlayacak olursanız. Atinalıların dükkânları, arabaları zarar gördü. İsyancılar ‘anarşist’ olmanın ötesinde ‘vandal’ olarak da adlandırıldı bazıları tarafından. Ama oradan göstericilere girişen ‘vatandaş’ haberi hiç gelmedi. Hatta bir arkadaşımızın anlattığı kadarıyla göstericileri kovalayan polislerin kafasına yukarıdan saksı atan teyzeler bile vardı.
Yunanistan ve Türkiye, darbe ve cunta görmüş iki ülke… Birinin halkı en ağır ortodoks geleneğe de sahip olsa, otoriteyi sorguluyor, otoriteye başkaldırana “Dur, ben de bir tekme atayım” demiyor. Diğerinde ise hep otoritenin yanında durma, el öpme eğilimi hep var.  Bir kez daha ‘Neden’ diye düşünmek gerekiyor…

Sizin İçin Seçtiğimiz Paylaşımlar:

İlginizi Çekebileceğinizi Düşündüğümüz Diğer Paylaşımlar