Simge Fıstıkoğlu, Banu Güven, Gülay Özdem ve Diğerleri
Banu Güven Paylaşımları olarak etiketli yazılar
Güzeller Güzeli Banu Güven Caps & Video | 8 Aralık 2009 Salı NTV Akşam Bülteni
9 Ara
|
__________________
Her gün bi yerden göçmek
Ne iyi
Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş
Dünle beraber
Gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım
KIRMIZI AŞKTIR KIRMIZI TUTKUDUR TÜRKİYENİN EN KIRMIZI SINDASINIZ
KIRMIZITURK PAYLAŞMAK GÜZELDİR
KALBİN ANAHTARI İÇTEN AÇILIR
HAYAT GÜZELDİR
Konu zagordi tarafından (Dün Saat 22:35 ) değiştirilmiştir. |
Radikal Cumartesi: Ne gerek var copa, varken vatandaşta sopa… (10 Ekim 2009 Cumartesi)
22 Eki
Üniversite yılları, Beyazıt Meydanı. Sol görüşlü öğrenciler, “Üniversitede polis istemiyoruz” diye oturma eylemi yapardı. O zamanlar durum şöyleydi. Üniversite açılmadan bir girip hangi anfide ders yapacağımı göreyim demiştim. Saat 5’i 5 geçtiği için içeriye bir sivil polis eşliğinde girebilmiştim. Çok şaşırmıştım, çok. Ders aralarında da bazı sivil polislerin gelip diyalog kurmaya çalıştığına tanık olmuştum. Düşünün bankta oturuyorsunuz, son derece arkadaşça bir üslupla gelip siyasi görüşünüzü soruşturuyorlar çaktırmadan. Bilgi kaynağı yaratmak için arayışlar… O dönem, 1987-1991 arasından söz ediyorum, elini salladığında polise çarpıyordun okulda. Okulda çok kovalamaca olmuştur o dönemde.
Beyazıt Meydanı’nda ise sivil polislerin yanı sıra çevik kuvvet de olurdu. Oturma eylemi herhalde var olan en barışçı protesto biçimi. Ama oturmak da ‘yasak’ olduğundan polis öğrencileri enselerinden sürükleye sürükleye kaldırmaya çalışırdı. İtiş kakış derken taşlar havada uçuşurdu, coplar devreye girerdi. Allah’tan o dönem biber gazı kullanımı çok yaygın değildi, belki İçişleri Bakanlığı bütçesi elvermiyordu yaygın kullanıma. Neyse öğrencilere girişenler arasında, özellikle de günlerden cuma ise, bazı ‘vatandaşlar’ bulunurdu. Bir çatışma sahası düşünün. Polislerin arasından takır takır taş atan ve yakaladığı gence girişen ‘örnek vatandaşlar’ var. Garip bir görüntü oluştururlardı. Ben bir kere bile bir polisin dönüp “Kardeşim sana ne?” dediğine tanık olmadım. Gazete arşivleri taranırsa ‘cuma’dan çıkan bazı ‘vatandaşların’ çok harika taarruz pozlarına rastlanabilir. Hafta başında Tophane’de bir ara sokakta yaşananlar da hiçbir şeyin değişmediğini gösterdi. Küreselleşme karşıtı göstericiler ara sokaklara kaçışmışlardı. Polisten kaçıyorlardı. Bazı sokaklarda dükkânları da taşladılar. Çevreye, oradaki esnafa zarar vermiş olanlar vardı aralarında ama, bu elinde sopayla insan avına çıkar gibi koşturup adam dövmeyi ne kadar haklı çıkarabilirdi? Üstelik orada koşturan ve dayak atanların arasında çevreden ‘vatandaşlar’ da vardı; dayak yiyenler arasında, ‘sadece kaçanlar’ olduğu gibi. Hikâyenin en etkileyici kısmı da polisin dayak atan ‘milislerin’ işini bıraktıkları yerden sürdürmeleriydi. Adam artık yerle bir olmuş kıvranıyor, kafasına birkaç sopa karnına bir sürü tekme yemiş, üzerine de hemen, hiç vakit kaybetmeden polis copu iniyor tepesine… Vatandaş ‘ön dövüş’ yapmış, işi polis bitiriyor. Ekibin amirinin etrafa “Sakin olun” demesi ve ‘öfkeli kalabalığı’ durdurması zaman alıyor.
Aklıma Yunanistan’daki olaylar geldi. Bir gencin polis tarafından vurulmasının ardından çıkan olaylarda kent sadece yıkılmadı, yakıldı da hatırlayacak olursanız. Atinalıların dükkânları, arabaları zarar gördü. İsyancılar ‘anarşist’ olmanın ötesinde ‘vandal’ olarak da adlandırıldı bazıları tarafından. Ama oradan göstericilere girişen ‘vatandaş’ haberi hiç gelmedi. Hatta bir arkadaşımızın anlattığı kadarıyla göstericileri kovalayan polislerin kafasına yukarıdan saksı atan teyzeler bile vardı.
Yunanistan ve Türkiye, darbe ve cunta görmüş iki ülke… Birinin halkı en ağır ortodoks geleneğe de sahip olsa, otoriteyi sorguluyor, otoriteye başkaldırana “Dur, ben de bir tekme atayım” demiyor. Diğerinde ise hep otoritenin yanında durma, el öpme eğilimi hep var. Bir kez daha ‘Neden’ diye düşünmek gerekiyor…
Radikal Cumartesi: Tribündeki bölücüler (3 Ekim 2009 Cumartesi)
4 Eki
Türkiye’de sahalarda ırkçılığa varan bir milliyetçilik sorunu yaşandığı son Diyarbakırspor -Bursaspor maçında keşfedildi sanki. Daha önceki karşılaşmaların etrafında gelişen olaylar, mesela video paylaşım sitelerine de ‘Apo’nun p..leri’ başlığıyla yüklenen Bursaspor tezahüratı hiç mi rahatsızlık yaratmadı acaba?
Bakın sözleri şöyle:
“Bu vatan bölünmez,
Bu böyle biline,
Bu vatan uğruna,
Hazırız ölmeye,
Apo’nun p..leri,
Sabrımız kalmadı,
Bursalı geliyor
S..ecek ananı…”
Bu sözler yıllardır yankılanıyor stadlarda. Pekiyi herhangi bir ceza var mı? Kulübün yöneticilerinin taraftara yönelik bir girişimi var mı? Varsa bile sonuç vermediği belli oluyor.
Hem sonra Bursaspor yönetimi kendini neden yorsun ki? Çoğunluk için PKK karşıtı slogan atmak çok alışıldık bir durum.
NTVSpor’daki arkadaşlarla da konuştum. Son maçta bardağı taşıran ‘PKK dışarı’ sloganı da yeni değil, biliyor musunuz? Ya da, ‘hatırlıyor musunuz’, diyelim.
2001-2002 sezonu 34. hafta… Fenerbahçe Diyarbakırspor’u Şükrü Saracoğlu’nda konuk ediyor. Maçın skoru 3-1. Diyarbakırspor bir gol attığında yöneticiler sevinince, bir grup Fenerbahçe taraftarı “PKK dışarı” diye bağırıyor. Diyarbakırlı yöneticiler maçı terketmek üzereyken, kulüp yöneticileri özür diliyor sadece, o kadar. Federasyon konunun üzerine eğilmeyi gerekli bulmuyor herhalde.
2002-2003 sezonundaki son karşılaşmada yine ‘PKK dışarı’ sloganı atılıyor. Diyarbakırspor kalecisi Şenol Karagöl’ün kayıtlara geçen isyanı “Ben Fenerbahçe’liyim. Bu takım için kavga ettim. Bunlar bize PKK’lı diyorlar” şeklinde. Bianet’te okumuştum. Bir kara mizah örneği: Konya’da da aynı tezahüratla karşılaşan Diyarbakırspor taraftarı, altta kalmamak için Konyaspor taraftarlarına “Türkiye laiktir, laik kalacak” diye cevap vermiş. Kavga çıkıp çıkmadığı bilgisi yok. Her karşılaşma öncesinde İstiklal Marşı çalınması ne kadar normal sizce? Bu taraftara ne anlatıyor? Neden bayrak bu kadar çok sık kullanılıyor?
Federasyon devreye girmek için yıllardır mağdur olan bir kulübün başkanının ‘Ligden çekiliyoruz’ açıklamasını mı beklemeliydi? Ceza gelecek mi? Son olayın ardından Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Faruk Özak’tan neden hiçbir açıklama gelmedi? Pekiyi daha önceki bakanlar neden konuya müdahale etme gereği duymadılar? Demokratik açılımdan söz ederken, hükümet için
birleştirici mesajlar vermenin tam zamanı değil mi?
Yoksa futbolun ‘asla sadece futbol olmayan kısmının’ bir dokunulmazlığı mı var?





















Son Yorumlar